Hastane Koridorlarında Fark Edilen Bir Gerçek

Hastane koridorları insana hayatın en gerçek hâlini gösterir.

Orada insanlar güçlü görünmeye çalışmaz.
Maskeler yoktur.
Hayatın hızla akıp gittiği o dünyada bazı şeyler çok net görünür.

Mesleğimin ilk yıllarında bana çok şey öğreten bir hemşire bir gün şöyle demişti:

“İnsan hayatının sonunda genelde üç şeyden pişman oluyor.”

İlk duyduğumda çok düşünmemiştim.
Ama yıllar geçtikçe bu cümlenin anlamını daha iyi görmeye başladım.

Çünkü insan hayatının sonuna yaklaştığında genelde şunları söylemiyor:

Daha çok çalışsaydım.
Daha çok para kazansaydım.

Bunun yerine çoğu zaman başka şeylerden söz ediyor.

Söyleyemedikleri sözlerden…
Erteledikleri hayatlardan…
Ve kalplerine attıkları düğümlerden.

Bir gün bir hastanın söylediği cümle hâlâ aklımda:

“Keşke bazı şeyleri kalbime bu kadar yük etmeseydim.”

O gün şunu bir kez daha anladım:

İnsanları çoğu zaman hayat değil…
taşıdıkları yükler yoruyor.

Ama hastane koridorlarında çalışanlar için bu gerçek başka bir anlam daha taşır.

Çünkü biz sadece tanık olmayız.
Biz o yüklerin yanında dururuz.

Bazen bir hastanın elini tutarken…
Bazen kapının arkasında sessizce ağlarken…

Her hasta ve yakını kendi yükünü taşır.
Ama biz çoğu zaman o yüklerin bir kısmını kalbimize alırız.

Bir hastanın kaygısı…
Bir annenin korkusu…
Bir eşin çaresizliği…

Bazen fark etmeden hepsi içimizde birikir.

Belki de bu yüzden hastane koridorlarında çalışan insanlar hayatı biraz daha farklı görür.

Çünkü orada çok net bir şey öğrenirsin:

Hayatın en ağır yükü bazen yaşadıklarımız değil…
kalbimize aldıklarımızdır.

Ve belki de en zor ama en gerekli şey şudur:

Bazı yükleri bırakmayı öğrenmek.